Bir Hemşirenin Gözünden Pandemi ve Hemşire Olmak


Modern hemşireliğin kurucusu olarak kabul edilen İngiliz hemşire Florence Nightingale'in doğum günü olan 12 Mayıs, tüm dünyada Hemşireler Günü olarak kutlanmaktadır.

Nightingale ve ekibi bundan yaklaşık 200 yıl kadar önce savaşın ortasında çalışarak çetin bir mücadele verdi. Bugün ise hemşireler, görünmez bir düşmana, Covid-19'a karşı ön saflarda savaşıyor.

Bir hemşirenin gözünden meslek hayatını anlamak ve pandemi sürecinde yaşananları öğrenmek için, 13 yıldır hemşirelik yapan Deniz Yılmaz Yüzük'e sorduk, kendisi de bizler için cevapladı. 

Kaç yıldır hemşirelik yapıyorsunuz?

Mesleğe 2007 yılında başladım.13 yıldır hemşirelik yapıyorum.

Hemşire olmak çocukluk hayallerinizden biri miydi?  

Çocukluk döneminde (zatürre, bronşit, bademcik iltihabı) bazı rahatsızlıklardan dolayı hastanede yattığım ve uzun süre tedavi gördüğüm dönemler olmuştu. O zamanlar korktuğum çekindiğim bir meslek grubu olmasına rağmen zamanla sağlık alanına bir sempati duyduğumu fark ettim.

Hemşire olmaya nasıl karar verdiniz?

Çok bilinçli olarak seçtiğim söylenemez. Koç Üniversitesi Tam Burslu Hemşirelik Bölümü, o zamanın şartlarında aileme çok cazip gelmişti. Sağlık alanında bir branş istediğim için benim de kararım o yönde oldu.

Hemşirelik Yüksekokulu'nda eğitim sürecinin zorlukları nelerdir?

Lisans eğitimi olmasına rağmen yine de o yaş aralığında (18-22) ölüm gibi bir kavram ile karşılaşmak, hastalık sürecinin insanlar üzerinde yarattığı fiziksel ve duygusal çökkünlüğe şahit olmak oldukça zorlayıcı. Bunun yanı sıra bebek bekleyen bir ailenin sevincini görmek, her duyguyu bir güne hatta saatlere ve dakikalara sığdırmak eğitimin zorlu yanıydı benim için. Akademik olarak ise edindiğim bilgiler çerçevesinde mesleğe olan isteğimin daha da pekiştiğini hissettim.

Mesleğinizin en sevdiğiniz yanı nedir?

İnsanların kalbine, yüreğine dokunduğumuz anlar var ki hiçbir maddi değer ile kıyaslanamaz. Hiç tanımadığınız bir kişinin yaptığınız işten dolayı size, ailenize teşekkür etmesi, dualar etmesi, iyi temennilerde bulunması gerçekten paha biçilemez bir duygu. “Deniz Hemşiremiz var bizim. Öyle iyi, öyle güzel ki” dedikleri zaman, yaşadığım hislerin başında, tarif edilemeyecek derecede yüksek bir gurur duygusu ve mahcubiyet geldiğini söyleyebilirim. 

Hemşirelik Bir Meslek Grubudur


Mesleğinizin sizi en çok zorlayan yanı nedir?

Çaresiz kaldığımız ve sözün bittiği zamanlar mesleki açıdan duygusal olarak en çok etkilendiğim kısım. 

Yardımcı sağlık personeli olarak görülmemiz ve hemşireliğin bir meslek grubu olduğunun unutulması ise mesleki olarak başka bir yıpratıcı durum.

Şu an bulunduğum yer ve konum nedeniyle çalışma koşullarımız iyi olsa da birçok meslektaşım zor koşullarda çalışmakta. Bu da mesleğin bizi zorlayan bir diğer tarafı.

Meslek tanımınız ve haklarınız konusunda neler söylemek istersiniz?

Hemşirelik, bir bireyin her yönüyle (fiziksel, sosyal, psikolojik) değerlendirildiği bir bakım sanatı diyebilirim. Maalesef hala haklarımız konusunda bir ilerleme kaydedemediğimizi düşünüyorum. Bunun nedenini de mesleki tanımımızın oldukça eskiye dayanıyor olmasına bağlıyorum. Mesleğin, lisans ve üstü eğitim ile icra edilmesi gerektiğini düşünen bir hemşireyim.

Hemşire olmak, sosyal hayatınızı nasıl etkiliyor?

Mesleğe başladığım ilk yıllarda yoğun çalışma saatleri nedeniyle sosyal yaşama çok zaman ayırabildiğimi söyleyemem. Mesleğimizle ilgili olarak söylenen: “Hemşirelikte ne var, bir iğne bir tansiyon!” şeklinde yaklaşımlar da yaralayıcı oluyor. Bir diğer konu ise kişilerin sizi tanır tanımaz hemen sormaya başladığı sağlık ya da hastalık ile ilgili gerekli-gereksiz sorularına maruz kalmak…

Pandemi Sürecinde Birçok Duyguyu Aynı Anda Yaşadık


Pandemi süreci, bir hemşirenin hayatını nasıl etkiliyor? 

Zaten zor olan bir mesleği daha da zorlaştıran bir süreç oldu açıkçası. Çalışma saatlerin artması, koruyucu ekipmanlar ile çalışmanın zorluğu, hastalık nedeniyle hastalarımızı kaybetmemiz ve yaşanan çaresizlik beni oldukça etkiledi. İyileşenlerin ise bizlere umut vermesi dolayısıyla duygu yoğunluğu ve karmaşası içinde olduğumuzu söyleyebilirim.

Siz, pandemi sürecinde neler yaşadınız? 

Hastalığın yeni olması, dünyadaki yayılım hızı ve insanlar üzerindeki etkisi büyük bir endişe yarattı diyebilirim. Ardından “Acaba sevdiklerime, aileme bulaştırır mıyım?” kaygısı yaşamaya başladım. Eve geldiğimde ilk işi bana doğru koşup sarılmak olan kızıma “Anneyi öpmek, ona sarılmak yok” gibi kurallar koymak durumunda kaldık. Kızımın, “Anne yıkandın, koronavirüs gitmiştir” diye çocuk aklıyla çözüm üretmesi hafızamdan uzun süre silinmeyecek.

Bu gibi durumlarda ön saflarda mücadele etmek durumunda olmanın size mental etkileri nelerdir?
Sahada filyasyon (salgın hastalığın kaynağının bulunmaya çalışılması) esnasında diyalog kurduğumuz hastaların yaşadıkları endişe karşısında bazen sessiz kalmamız, bazen en büyük destekçileri olmamız birçok duyguyu aynı anda yaşamama neden oldu. Bunların yanı sıra yine bir evlat olarak hastalık bulaştırırım korkusuyla kendi anne - babamı görememenin de en büyük duygusal yoksunluk ve üzüntü kaynağı olduğunu söyleyebilirim.

Bir gününüz nasıl geçiyor?

Sabahları işe giderken yolda maskeli insanlar gördüğümde, bir şaka ya da rüyanın içindeymişim gibi hissediyorum ve en kısa zamanda geçmesini dileyerek başlıyorum güne. Ardından çalıştığım kuruma gelince, kendimi ve hastalarımızı korumak için giydiğimiz kıyafet ve ekipman süreci başlıyor. Onlarda oluşan endişe ve korkuyu bir nebze de olsa rahatlatmaya çalışmak, hastalığın takibi ve önlenmesi konusunda yaptığımız filyasyon çalışmaları bir rutine oturtulmuş durumda. Aile Hekimliğinde Çalıştığımız için süreç böyle, hastanelerin işleyişi çok daha farklı.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey ya da vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

ICN’nin (Uluslararası Hemşirelik Örgütü) 2020 yılını daha hiçbir şey olmadan Hemşire ve Ebe yılı ilan etmesi çok manidar. Mesleğimiz adına yardımcı sağlık personeli olarak değil ekibin vazgeçilmez bir parçası olduğumuzun kavranması bizler için çok önemli. İyi ki varız. Hemşire olduğum için gurur duyuyorum.