Marşımız İstanbul'u Kucakladı


İstanbul’a gönül vermiş, büyük bir ailenin parçası olan Kültür Sanat Turizm Komisyonu, İstanbul Gönüllüleri Marşı ile herkesi kucakladı. Dünyada birçok belediye ve sivil toplum kuruluşuna ilham veren İstanbul Gönüllüleri’nin tanıtım gecesinde duyurulması planlanan marş, pandemi günlerine takılınca Kültür Sanat Komisyonu ve İstanbul Gönüllüleri İletişim ekibi bir araya gelerek marşı sanal medya üzerinden yayımlama kararı aldı.

Marşın Hazırlık Süreci

Sanatın birleştirici ve iyileştirici gücünü toplumla bir araya getirmek ve bu kültürün yayılmasına katkıda bulunmak amacıyla kurulan Kültür Sanat Turizm Komisyonu, İstanbul Gönüllüleri’nin marşını hazırlama kararını 2019 yılı sonlarında aldı. İstanbul Gönüllüleri Marşı için komisyon üyesi Sinem Baş tarafından kaleme alındı. Sözler, bir müzik üstadı olan bestecimiz Cem İdiz’e iletildi. Marşın bestesi Cem İdiz tarafından hazırlandı. Süreç içinde kurulan İstanbul Gönüllüleri Korosu, Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Korosu ve İkinci Bahar Akademi Korosu’nu yöneten şef Mahmut Abra yönetiminde çalışmalara başladı. İstanbul Gönüllüleri kuruluş yıldönümü için hazırlanıldığı süreçte pandemi ile karşılaşılınca, yıldönümü için bir video klip oluşturulmasına karar verildi. Bu video klipte marş bestecisi Cem İdiz’in piyano kaydı baz alındı. Üzerine orkestral sesler eklendi. Hazırlanan altyapıya, Kültür Sanat Turizm Komisyonu üyesi Şeniz Erdinç ve diğer opera ses sanatçıları Melis Akkaya, Reham El Jabaly, Nursel Öncül, Ahmet Öncül, Berk Özbek ve Gökhan Ateşalp gönüllü olarak seslendirme yaptı. KST komisyon ve İstanbul Gönüllüleri çalışmalarından görseller alındı. Elde edilen ses kayıtları, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Engelliler Müdürlüğü İSEMİX ses ve görüntü stüdyolarında birleştirildi. Kurgu Murat Uçtu tarafından gerçekleştirildi ve marşımız yayımlanmaya hazır hale geldi. 

İstanbul Gönüllüleri Korosu

Kültür Sanat Turizm Komisyonu tarafından kurulan İstanbul Gönüllüleri Korosu, İstanbul’un dört bir yanından gelmiş gönüllülerden oluşuyor. Pandemiye kadar olan zamanda Şef Mahmut Abra yönetiminde üç buçuk ay boyunca her Pazar İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sütlüce Tesislerinde bir araya gelen koro, marşımızın da içinde olduğu geniş bir repertuarı seslendirmek için çalıştı. Şimdi koromuz, tekrar çalışmak için sağlıklı günleri bekliyor.  Kültür Sanat Turizm Komisyonu Temsilcisi Serap Başol, koronun kuruluş sürecini şöyle değerlendiriyor: “İnsanın ruh sağlığını koruyan, dengesine kavuşturan sanattır.  Nitelikli bir müzik, estetik bir resim, fotoğraf, film, tiyatro... bütün bunların hayatımıza etkisi bildiğiniz gibi çok büyüktür.  Fiziksel sağlığımız kadar ruhsal sağlığımızın da dengede olması için sanata ve kültüre ihtiyacımız var. İstanbul Gönülleri Korosu da sanatın birleştirici gücünü her daim desteğimiz olarak değerlendirmek üzere kuruldu.” 

İstanbul Gönüllüleri Korosu’nun ilk çalışmasına katılan söz yazarımız Sinem Baş’ın mektubu da tüm çalışanları yüreklendirdi. Mektup şöyle:

“Bugün, çok güzel bir şey oldu: Şehrin her yerinden gelen ve birbirini belki de daha önce hiç görmemiş insanlar bir amaç için buluştu. Herkes kendi hayatı içinde sürüklendiği ve çekiştirdiği her ne varsa bıraktı, üç saatliğine, hızlı giden o akışları durdurdu. 

Bugün bir araya gelen insanların üç saat boyunca nabız atışları, bir ses oldu. Bu sese bir ritim kattı heyecanları. “Son bir kiii üç!” ve aynıydı nefes alışları. Hep beraber güldüler, duygulandılar. 

Bugün ben de çok güzel bir üç saat yaşadım. Gözlerimi kapattım, ayrı yollardan gelmiş ve yürek atışları bir olmuş siz sevgili dostları dinledim. İstanbul’u dinledim kısacası. Seslerinizde yükseldi martıların kanatlarından Kızkulesi, mektuplar yazdı Galata’ya. Boğazın ışıltısında geçmişle gelecek arasında dokuduk zamanımızı, Sultanahmet gibi biz de el salladık Ayasofya’ya. Bugün sesleriniz gök kubbeye yükseldi, orada bulutlara değdi, yağmur olup çalıştığımız yerin üzerine şakır şakır yağdı. Sizler İstanbul’u söylerken, İstanbul yağmuruyla sizi alkışladı. 

Heyecana ortak olmak ne güzel, diğer şarkıları da dinleyecektim ama malum, oğlum vardı yanımda: “Anne”lerinin e’leri uzamaya başlayınca anladım, artık bizim gitmemiz lazım. Aklımızın gök kubbesinde kalan hoş sedalarınızla evimizin yolunu tuttuk. Akşam oldu, oğlumun üzerini örterken bugün öğrendiği şarkıyı tekrarladığını duydum. 

Sonra kitaplıktan bir “hişt, hişt!” sesi geldi. “Ne oluyor” demeye kalmadı pat diye bir kitap düştü önüme. Aldım, Sait Faik. Açtım sayfayı. Okumaya başladım. Bakın ne dedi: 

“Harbi yapan onlarsa, onu bitirecek biziz. Bütün kış buluşamayacağımıza sen memnunsan mesele yok! Yazın ben seni yine bulurum. Belki harp de bitmiş olur. O sana vadettiğim gezintiyi de yaparız (…) Sesim güzel olmadığı için sandalımıza bir de gramofon koymayı düşünüyorum. 

Merak etme. Gramofon plağı tek insan sesli olmayacak; bir koro, şöyle bir kalabalık ve bilhassa çocuk sesli kadınların ve kadın sesli çocukların beraberce okudukları bir saadet şarkısı…” 

Nice saadet şarkılarımız olsun, içten sevgilerimle, emeğinize, yüreğinize sağlık.”